22 Aralık 2007 Cumartesi

Falezlerin Tepesindeyim

Falezlerin Tepesindeyim








Yaşanmışlıklar kapladığında içimi,
Bir hüzün sarar, Buruk

Kaybettiklerim gelir aklıma,
Adımlarıma bırakırım; Kurtarmak için kendimi.

Anlamını düşünürüm yenilmenin,
Kaybederken bir çok şeyi,
Haklı olmak,
Bir anda hayır gibi görünse de,
O kadar basit değil yanıtı,

Karma karışıktır duygularım.

Yenilmek kaybetmek mi,

Yani yanında olanların yok olması,
Yani terk edilmen,
Her ne sebep ile olursa olsun,

Söylevler dışında tek başına kalmam…































Yaşam her dönemde değiştirirken kendini,
Manifestosunu da yeniden yazdırıyor yazdırmasına da; okuyan kim,

Hani tek başıma olsam duygulardan arıtsam kendimi,
İçine doldursam sistemin tüm empoze edilmiş etiklerini,
Yinede dik duracağımı biliyorum:
Konu dik durmaktan öte.



























Yaşarken; yaşadım diyebilmek,
Yaşatmanın erdemini, üstlenmeden yaşatabilmek,
Yaşamın içerisinde bir yaprak gibi hafif ve gerekli olduğumu bildiğim kadar gereksinimlerini bilmek,

Bilmekte yetmiyor dalın kırıklığı yada kuruluğu, kökün çürümüşlüğü gelip buluyor beni.

Önemsememek bir karıncayı yada yaban arısını, yerdeki su birikintisini yada tozu,































Benim yada senin dışında biri ayağından çamuru esirgetmiyor girerken kapıdan içeri,
Bulaştırılıyor yinede dağılarak çamur…

Yaşamın kendi içerisinde bağımlılıklar ve hareketi,
Bir gün mutlaka bir başka biçimde;
Karşıma çıkarıyor, bildiklerimden bilmediğimi…

Ayakta durmak konu değil dik olmak ta,






























Toplumsal yaşamın içerisinde insan olmak, İnsan olmanın tüm erdemini anlayarak,

Yani yalnız olmak bir başka deyiş ile farklı olduğunu hissederek,
Çoğullukta kendim olmak,
Hüzünlü tat.

Hep bir ağızdan Türkü söylemeler var iken içimde.






























Ayaklarımın hareketi kat ettirirken yolu,
Ardımda bırakırım kara bulutları,
Bilinçli yada bilinçsiz kendimle olabileceğim bir mekana ulaştırır beni,

Çevremdeki yapılanma uzaktır nereye bakarsam kendi dünyanı görürüm, dalarım derinlere,

Ufkum olur derinlikler doğacak şafağı beklemeye başlarım.






























Yaşımdan uzak,
Yaşanmışlığımın niteliği kadardır bilgeliğim,
Bir çocuk olurum,
Bakarım aniden ölü olur diğer yaşlarım.

Bir uçtan bir uca anılarımın gezgini olurum, hekimi olurum, yargıcı,
Akar gider zaman; Ben olurum …

























Bilirim;
Bir ben değilim, Falezlerin tepesinde;
Böyle yapa yalnız,
Hesaplaşan kendisi ile,

Böyle iten beni terkedilmişliğe
Benimdir içimdeki tüm çelişkilerle,

Düşüncelerimin her kıvrımının dönüşü yeni gelişmelere gebe,
Açık oldukça sizlere;
Yırtacağım yalnızlığımın zarını,
Anladıkça anlaşılmazlığımın sırrını,
Çözdükçe çelişkileri birer, birer…
























1-

Gün olur asarsın ruhunu bir dala, dal kırılır, yaralanırsın, sonsuz bir istek dolar içine.

Yürümek ister ayakların, ardında bırakarak sessizlikleri.
Bırakırsın kendini götürebildiği yere.

Buğuludur gözlerin,
Yıldızlar yerleşmiştir göz bebeklerine.

Gecenin derinliklerinden gelen bir türkü gibidir yalnızlığın.
Sözlerini bilmediğin anılar kaplamıştır,

Denizi özlersin ufka bakabilmek için,


























Getirmiştir seni ayakların falezlerin eteğine.

Önünde alabildiğine Deniz;
Ardında, onca yaşanmışlıklarla dolu kentin…

Kelimeler başlar yolculuğa…
Delice bir dürtüdür içindekiler,
Parça, parça edersin irdeleyerek her bilgi zerreciğini,
Yetersiz kalır birikimlerin,
Vurmak istemezsin kendini kelimelerden başka bir yere,
Kendin olabilmek için kaçarsın kendine.






























Islanır bir şeyler,
Kanayan yüreğinden akan zerrecikler, kirpiklerinden başlasa da,
Derler ki önce ayaklar üşür…

Dalga, dalgadır düşüncelerin,
Rüzgara bırakırsın gelip yine seni bulur…




































deniz hırçın
falezlerin tepesindeyim






























hırçın
rüzgarlar esiyor
eteklerinde denizin
dalgaları vuruyor
kayalara
yönü belirsiz
surlara vurur gibi
dokunuyor kayalara
uçuşuyor milyarlarca damlacığı


































yok olurken görüntüleri
kayalarda iz bırakarak
ve ıslak































rüzgar olmasaydı eğer
eğer falezlere dalgalar
böyle
delice vurmasaydı

dağılır mıydı saçlarım
ıslak olur muydu tenim




































durgun denizler
zamanı değil
omuzlamalıyım gençliğimi
gömmeliyim kamburu içime





























bakmalıyım güneşe
gözlerim yanmalı
farkında olur gibi kirpiklerimin
dayanmalıyım

her sabah
her akşam
bir ışık kaynağı gibi






























Kötürüm olmuştur bilin ki;
Suskunluk kaplamışsa şehri,
Trafik polisi kırmızıda geçerken görmüyorsa anlarım
onu, bir gaflettir yaptığı,
Alıştırılmanın bedelinin, tek başına yetmeyen, bozulmuş sistematik gücü,
Kırık bir dişli.





























Alışmasa da biri suskunluğunda ödeyecektir, kaybederek binlerce parçaya bürünmüş etkileşimlerinden ötürü,

Belki bir dostunun kedisi, belki yeğeninin yeni karne hediyesi bisikleti ile çocuğunun,

Ağıtlar yakmak boşuna;
Düşen her bir parçada;
Parçaların düşmesine duyarsız kalındıkça
Sıranın ilerlemesi daha hızlı olur,
Ödenirken bedeller acır canım,




























Kötürümleşmişse kent;
Sadece canı acıyan bağırır,
Sadece canı acıyan duyar …

Umut girer düşüncelere
Misafiri olur yoksunluğun,
Yoksunluk başa bela…

Misafir olduğu sürece Umut …





























Gecede ay,
Gecede ay ve yıldızlar, aydınlatmak isteseler de karanlığı, aydınlanmaz ortalık,

Karışır sokakların içine, ay bakar çaresiz, aya bakılır beslenir umut, kentin sokaklarına doluşur sessizlik…

Yayılır kente bir baştan bir başa…




























2-

Suskun sokaklardan geçtim.
Kilitsizdi tüm kapıları kelimelerin,
Karanlığa terkedilmiş cümleler gördüm.

Boş bakışlarım yayıldı,
Sıkılıyor yüreğim,
Baharın kokusu gelmiyor içime…

Bir ıslık tutturacağım kendi kendime, dilim bir dönse harflere.



























Dalga, dalga uçuşuyor her şey, yoksun sürekliliklerden.
Gecenin ileri bir vakti, aya dönüşüyor düşüncelerim,
çaresiz…

Bakarken çevreme, her şey yeni bir şeyi çağrıştırıyor,
Düşünceler çarpışıyor bir yerlerimde,
Tüm bastırılmışlıklarla sığmıyorum kabıma

Suskunluklar sokaklar boyu, odalar dolusu,
Pencereler kapalı.
Can lime, lime…





























dalga
dalga geliyor
havayı içine almış
su tanecikleri

hava nemli
falez ıslak
deniz hırçın

































korkuları var yüreğimin
vuruşlara dayanamayan

demirin demire
vuruşlarını anımsar gibi
yüreğim

deniz hırçın



























bilincimin çığlıkları vuruyor
kentin metruk sokaklarına
dalgalar gibi savuruyor zamanı
nefesleri yutar gibi
kentin üzerinde
zamansız uyku oluyor
düşler uykusuz
düşler hırçın
deniz gibi


























3-

Bir yorgunluk çöker akan düşüncelerden bedene.
Adımlarım kararlı, yönü kararsız,

Akşamları kentin ışıkları, gölgeler üretir,
Beli belirsiz bedenlere kimlik olur diplerinde…

Bir yön verecek ayaklarıma bilincim, yada bilinç altım.
Yönüm olacak, biliyorum, ulaştıracak bir yerlere,
Bakışlarımın ala bildiğine uzanabileceği.
Düşüncelerimin koşabileceği bir yerde kalacağım kendimle…





























Kararlıyım içmeyeceğim,
Tüm acıları unutmadan göğüsleyeceğim…

Dalgalar döverken asırlık falezleri ben suyun parçalarını izleyeceğim.

İleri vakitlere gidecek zaman,
Gün batımını fark etmeden ay doğacak silik bir siluet misali.

Fark edene kadar, ıslanacağım…


































aya bakar geceleri
uykuya yenik suratlar
aya bakar
aya bakar

































kara sevdalılar gibi
susuz kırlangıçlar misali
aya bakar insanlar
aya bakar































ay yürekleri kadar yakın
vurur hayalleri gecenin içine

deniz hırçın
düşler hırçın
ay sessiz
bedenler yorgun






















4-

Gecenin içinde ışık huzmesi; verdirir gölgeleri.
Tavuk karası bilinçlerin; görmez gözleri.

Boş meydanlardan geçerken kavlar yaramın kabuğu,

Bir bulut olur acılarım esintilere.

Yanarım, yanarım kül misali…
Savrulurum düşüncelerin içinde sessizlik öldürür beni…

Bir türkü tuttururum yenmek için sessizliği,
Bir türkü tutturur karabasan olup girer düşlerime…

Ayaklarımın karışır menzili,



































kirpik aralarından sızar
sarı beyaz umutlar





































aralanır göz bebeklerinde
jaluzinin duvarlarda
bıraktığı iz düşümleri
gibi


































sokak lambası vurur
ahşap pencerenin camına































cam çıplak
çıplak kadın gibi
çeker odanın içine

loş olur odanın içi
loş olur gönüller































deniz hırçın
düşler hırçın
ay sessiz
bedenler yorgun

falezlerin tepesindeyim
suskunluk çökmüş
şehrin üstüne

































5-)

deniz hırçın
yorgun düşüncelerim

































onca sokaktan geçerek gelmişim
ardımda bırakarak
solgun ışıklı
sokak lambalarını
boş meydanları
kiremiti uçan
metruk evin çatısında
ürkek bakışlarımı






























dalgalar vuruyor falezlere
uçuşuyor binlerce
damlacığı köpüklerin
düşüncelerim boş sokaklara
dağıtarak zerreciklerini
ışık huzmeleri gibi
pencerelerin örtüsünden
içeri

































ıslanır kaya
ıslanır duygular
her konan damlacıktan
her konan zerrecikten




























6-)

tepesinde olmasaydım falezlerin
bu kadar hırçın olmasaydı deniz
görkemli dalgalar

karaya çalmazdı mavi
kaybolmazdı ay
kaybolmazdı yıldızlar




































ufku görürdüm
doğacak şafağın alacasını

açılacak kapıları görürdüm
sokaklara akacak insanları


























düşecek mi birazdan
yağmur taneleri
bırakacaklar mı ıslatmalarını
kayaların üzerine
değişme zamanı gelecek mi
nöbetlerin

bırakacak mı deniz
hırçın dövmelerini
dağıtmasını zerreciklerini
gelecek mi durulma zamanı


































falezlerin tepesinde
kilit vurmadan yüreğe
durulacak mı
sokaklara dağılmış düşlerim





























7-)

isyanlarımı bıraksam rüzgara
alıp götürecek
kentin metruk sokaklarına
savurarak

uzaklaşacak ufuk
bedenden uzak isyanlar
isyanları bastıracak

























8-)

uyumalıyım
uyanmak için
hazırlanmak için şafaklara
düştüğünde her damla toprağa
tohum olmalıyım
delmek için kabuğunu

başak olmalıyım
kök salmalıyım
sarılmalıyım yaşama




























alıp götürmemeli
estikçe serseri rüzgarlar
kök salmalıyım
kök salmalıyım derinlere

deniz hırçın
sert esen rüzgarlar
vurduruyorlar
düşünceleri mi sokaklara

































falezlerin tepesindeyim
hırçın dalgalara
yoldaş düşüncelerim
falezlerden
fırtınanın sesleri
vurur kentin üzerine sessizliğini






























9-)

öyle ani olmayacak
dinmesi hırçınlığının
öyle ani olmayacak
durulması rüzgarın






























karaya çalan mavilikten
bir damla düşecek
hüzünlü ve savruk
düşecek bir damla daha
takip edecek bir birlerini
boşaldıkça durulacak
rüzgar deniz gökyüzü



































damlaların düşmesini
beklemeden döneceğim
açılmadan denizin enginleri
göremeden alacasını ufkun
adımlarım aldığı limana götürecek




























birazdan ardımda kalacak
falezler
ardımda kalacak
rüzgar deniz
ardımdan başlayacak
vurmaya
hırçınlığını
yitirmekte olan rüzgar































akşam bırakırken
kendini geceye
sokak lambalarının
aydınlığında
tüketecek adımlarım
sokakları






































sürekliliği
ulaştıracak bedenimi
menzile































sokaklar sessiz
duvarlar sessiz
sessizlikler içerisinde
yürüyeceğim

menteşe
gıcırtılarından uzak




























almış kollarına
gece kenti
her şey koruyor
değişkenliğini

her renk biraz daha
çekmiş gölgelerini üzerine

karanlığın koyuluğu
sarmış tenleri


































sokak lambalarından
sızan ışık çaresiz
neonlar çaresiz
çaresiz perde araları

























aya bakar
uykuya yenik suratlar
aya bakar
bulutlar sarsa da gökyüzünü
aya bakar kara kız
aya bakar
essede kentin üzerinde fırtınalar
aya bakar sevdalı yürekler
ay yürekler kadar yakın
aya bakar
ay isyanlar kadar yakın
aya bakar
uykuya yenik suratlar





























kiremit’i uçmuş
çatılı evin
geçerken önünden
gözüm takılacak
terkedilmişliğine

biraz daha
hüzün saracak
olsa da geçici

























sıvası kavlamış
duvarlarını göreceğim
ateş tuğlalarının
kırmızılığı çalacak

derz aralıklarına
dalacağım
kırık camlarına

terkedilmişliği evin
çökecek üzerime
bir hüzün bulutu gibi

yenilenmenin getirmediği
gecikmelere takılacağım























bir yaşamın boşluğunu
hayal edeceğim
zamanın içinde

ardında bırakmak
silmiyor

yaşanmışlıklar
harcı oluyor
tuğlası
kapısı
penceresi
her yeni adımda
birikimlerin






























döküldükçe kara kara
beyaz sayfaların üzerine
silinmeyecek
anılara dönüşüyor

dik durmak
mesele değil


































ardımda hırçın deniz
ölgünleşen rüzgar
ve falezler
kentin sokaklarında
adım seslerim





























onca geçmişi
dururken kentin
ne garip
ne garip

geçerken meydanı
terkedilmişliğinde
sokaklardaki yapıların
bir tek objenin olmaması























unutmak
unutturmak geçmişi
bu kadar kolay olmamalı

her bir birikimi
anlatıyorsa
bir başka devri
ve de medeniyeti
ilk kıvılcıma kadar inmeli
yakmalı ateşini
hırçınlığını
bıraktırarak bir yana
verdirmeli ışığını
kentin meydanlarına

































ardımda
bırakırken denizi
rüzgarı

göremeyeceğim
ufkun alacasını































hırçınlıkların hepsini
bırakacağım falezlere
düşmeden peşi sıra
damlalar
dağılmadan
kara bulutlar
kara bulutlara bırakacağım














görmeseler de insanlar
aya bakarlar
aya bakar insanlar
aya bakar kara kız
aya bakar
ay kadar yağız
yırtarcasına karanlıkları


08.02.2006

Hiç yorum yok: